PROF.DR.H.MUSA BAĞCI WEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ
   
 
  Siret Yazımında Problemler
Siret Yazımında Ayet ve Rivayetlerin Kullanımında Görülen Problemler 
Prof.Dr.Bunyamin ERUL
İslami ilimlerin birçoğunda olduğu gibi, Kur'an-ı Kerim ve hadislerin siretin en temel kaynakları olduğunda şüphe yoktur. Her Müslüman alim bunu teoride kabul etmekle birlikte, ne yazık ki siret yazımcılığında ayetlere ve rivayetlere yaklaşımda bir takım problemler görülmektedir. Biz bu konferansımızda, siret yazımcılığında ayet ve rivayetlerin kullanımında düşülen bazı önemli sorunlara işaret etmek istiyoruz. Sınırlı vakit nedeniyle her bir probleme sadece birer örnek vermekle yetineceğiz. Burada kısaca verilen örneklerin isabetli olup olmadığı tartışılabilirse de, alt başlıklarla işaret edilen sorunların önemli olduğunda şüphe yoktur. Şayet bu vesileyle söz konusu sorunlara dikkat çekmeyi ve bu konularda tartışılmasını sağlayabilirsek kendimizi bahtiyar hissedeceğiz. Sunumumuz ayetler ve rivayetler olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.
I. Kur’an Ayetleri
a. Kur’an’ın kronolojik olarak okunmaması
Siret yazımcılığında prensipte ilk olarak Kur’an’a başvurulması gerektiği herkesçe malumdur. Ancak, bu alandaki çalışmalara bakıldığında maalesef konuya yeterince metodik yaklaşılmadığı, Kur'an-ı Kerim’in nüzul sırasına göre okunmadığı görülmektedir. Değişik sebep ve vesilelerle peyderpey inen ayet ve surelerin içeriklerine bakıldığında, inen bu vahiylerin Peygamber Efendimizi ve sahabe neslini nasıl inşa ettiği, nasıl bir toplum oluşturduğu daha kolay anlaşılacaktır.
Kanaatimizce ancak nüzul sırasına dayalı böyle bir metodik okumadan sonra Kur’an’a dayalı bir peygamber anlayışı kazanılacaktır. Buna göre müşriklerin Hz. Peygamber’e karşı tepkilerini, ithamlarını, iftiralarını, isteklerini dile tek tek getiren Kur'an, “Cahilî peygamber tasavvurunu” reddetmekte ve onun yerine yeni bir tasavvur ortaya koymaktadır. Tevhide dayalı, dengeli, ölçülü, örnek olan ve kısaca “Beşer-Rasul” diye nitelendirilen bu peygamber anlayışına da “Kur'anî Peygamber Tasavvuru” diyebiliriz. Kronolojik bir okumadan sonra gerek risalet öncesi, gerekse risalet sonrası Hz. Peygamber’in hayatına sihhatleri tartışmalı çeşitli rivayetlerden evvel, Kur’an’ın sarih ayetlerine dayalı bir bakış gerçekleşebilecektir. Nitekim şu ayet-i kerimeler, Mekke müşriklerinin peygamber algılarını gösterdiği kadar, nakledilen birçok rivayetin aksine Hz. Peygamber’in risalet öncesi hayatının ne denli sade, tabii ve mütevazı geçtiğinin de tescili niteliğindedir.
b. Geleneksel bilgilerin Kur'an-ı Kerim'e söylettirilmesi
Siret yazımcılığında karşılaştığımız önemli hatalardan birisi, geleneksel bilgilerin Kur'an-ı Kerim'e söylettirilmesidir. Çeşitli rivayetlere dayanan ve geleneksel siret kaynaklarının birçoğunda benimsenen bazı bilgiler, zaman içerisinde Kur’an ayetleriyle de ilişkilendirilerek Kur’an’a dayandırılmaktadır. Bunun en ilginç ve yaygın örneği Enes b. Mâlik tarafından nakledilen şerh-i sadır hadisesidir. Oysa bu suredeki “şerh-i sadr” tabiri, “göğsün-gönlün açılması, genişletilmesi” anlamında, çeşitli ayetlerde geçen bir kullanımdır. Bunun zıt anlamı olarak da “dıyk-i sadr” yani “göğsün-gönlün daralması” kullanılmaktadır.
c. Geleneksel rivayetlerin/bilgilerin Kur'an ayetlerine tercih edilmesi
Siret kitaplarında yer alan veya sözlü popüler kültürde çok yaygın olan öyle hikayeler vardır ki, bunları nerdeyse büyük-küçük herkes öğrenmektedir. Küçüklükten beri anlatılagelen bu kıssalar, nerdeyse Kur’an ayetlerinin dahi önüne geçmektedir. Bunun en güzel örneği ise Hz. Peygamber’in, dostu Ebu Bekr ile birlikte Sevr Mağarası’nda saklanışını anlatan Tövbe 40. ayet ve bu konudaki rivayetlerdir. 
Sevr sahnesi mezkur ayette gayet açık bir şekilde anlatılmasına rağmen, asırlardır bu ayetler neredeyse göz ardı edilmiş ve popüler kültürde egemen olan anlatım adeta bu ayeti bize unutturmuştur. Çeşitli kitaplarda yer alan örümcek ve güvercin rivayetleri Sevr Mağarası kıssasının en önemli unsurları haline gelmiştir. Oysa Yüce Allah bu ayet-i kerimede sevgili kulunu “görünmez ordularla” desteklediğini söylemekle yetinmiştir. Kur’an’da birkaç defa geçen işbu “görünmez ordular” rivayetlerin dilinde “güvercin ve örümcek” olmuştur. Hatta daha sonraki kitaplarda örümcek ve güvercin tasvirlerine Hz. Ebu Bekr’i ısıran yılan figürü de katılarak Sevr Mağarası daha gizemli, efsanevi hale getirilmiştir.
d. Kur’an ayetlerinin çeşitli rivayetler istikametinde yorumlanması
Bir başka problem de, ayetlerin yorumunda bazı rivayetlerin etkin olması ve bu rivayetler istikametinde yorumlar yapılmasıdır. O kadar ki, ilgili ayetlerin anlaşılması ve yorumlanmasında -Arapça gramer yapısına ters düşse dahi- kaynaklarda yer alan bazı rivayetler öne çıkmakta ve o konuda belirleyici olabilmektedir. Bunun en güzel örneği de Tövbe 80. ayete rağmen Hz. Peygamber’in münafıkların reisinin cenaze namazını kılması meselesi oluşturur. Bu rivayetler, Buhârî ve Muslim gibi sahih kaynaklarımızda mevcut olmasına rağmen, özellikle Hz. Peygamberin 9. Tevbe 80 ayetinden bu şekilde muhayyerlik anlamı çıkarmış olamayacağı, dolayısıyla bu ayete dayanarak İbn Übey’in cenaze namazını kılmış olamayacağı noktalarından hareketle birçok alim tarafından eleştirilmiştir.
e. Kur’an ayetlerinin göz ardı edilmesi
Teorik olarak, siret yazımcılığında da en birincil kaynak Kur’an olarak kabul edilmektedir. Erken dönem Siret ve Meğazi kaynaklarına bakıldığında konularla ilgili birçok ayetlere yer verilmiştir. Ancak özellikle son dönem çalışmalarında bu durum değişmiş, asırlardır nakledilegelen rivayetler, bazı ayetleri geri plana itebilmiştir. Mesela, Bedir Savaşı’na çıkış öncesi sahabe arasında yaşanan tartışmalardan bahseden Enfal Suresi 5-8. ayetler genellikle zikredilmediği halde, Allah’ın gönderdiği ilahi yardımları anlatan 9-12. ayetler mutlaka kaydedilmektedir.
f. Ayet-Rivayet uyumsuzluğu
Siret yazımcılığında görülen önemli hatalardan biri de aynı konuda zikredilen ayet ile rivayet arasındaki uyumsuzluktur. Sözgelimi ayet Mekke’de nazil olmuş, bahse konu olan olay ise Medine döneminde yaşanmıştır. Ancak aradaki bu zaman farkını göz ardı edenler benzer konudan söz edildiğini düşünerek ayet ile rivayet arasında doğrudan bir bağlantı kurmuşlar ve ilgili olayı benzer bir ayetin nüzul sebebi olarak zikretmişlerdir.
Bu konuda ilginç bir örnek Hz. Peygamber’in, amcası Hamza’ya Uhud’da yapılanları gördükten sonra müsle yapmak istemesi ve bunun üzerine Nahl Suresi 126. Ayetin indiğinin belirtilmesidir.
II. Hadis Rivayetleri
Siret yazımcılığında Kur’an ayetlerinden sonra en önemli kaynaklar şüphesiz ki rivayetlerdir. Başta hadis kaynaklarındakiler olmak üzere rivayetlerin kullanımında da birçok problem görülmektedir. Kaynağı ve sıhhati ne olursa olsun neticede herbiri bir “rivayet” olan bu veriler de sübut ve delaletleri açısından sağlıklı bir şekilde metodik olarak değerlendirilmelidir.
Siret yazımcılığında rivayetlerin kullanımında görülen en önemli sorunlar arasında normal şartlarda meydana gelmiş bir olayı vahiyleştirme, mucizeleştirme, mübalağalı anlatım, efsaneleştirme, genişletme-genleştirme ve mecazi ifadeleri hakikatleştirme gibi başlıkları sıralayabiliriz.
a. Vahiyleştirme
Bu problemlerin başında herhangi bir olayda beşeri bir ihbar olduğu halde, bunun “ilahî ihbar” şeklinde takdim edilmesi gelmektedir. İlahi ihbar ise, ya doğrudan Allah tarafından bir çeşit vahy ile bilgilendirme yahut Cebrail’i göndererek haber verme şeklinde gerçekleşmektedir. Buna dair en ilginç misal, müşriklerin Hz. Peygamber’e düzenleyecekleri suikastin haber verilmesi rivayetleridir.
b. Mucizeleştirme
Kaynağı ne olursa olsun yukarıda sözü edilen suikast ihbarından sonra Allah Rasulü’nün yapması gereken hiç şüphesiz gerekli tedbirleri almasıydı. Hemen işe koyulan Peygamberimiz, herkesin kaylule uykusunda olduğu bir öğle vakti doğru Hz. Ebu Bekr’in evine gitmiş ve hicret yolculuğunu birlikte planlamışlar ve gerekli hazırlıkları da onun evinde yapmışlardır. Güvenilir rivayetlerden anlıyoruz ki bu iki hicret yolcusu, Sevr Mağarası’na oradan ve öğle vakti geçmişlerdir. Oysa yaygın rivayetlerde hicret çıkışı geceleyin Hz. Peygamber’in evinden gerçekleşmiş; Allah Rasulü, evin çevresini saran suikastçilere Yasin Suresi’nin 9. Ayetini okuyup başlarına toprak serperek bir nevi mucize göstermiş ve uyuyakalan adamların arasından görünmeden çıkıp gitmiştir.
c. Harikuladeleştirme
Siret yazımcılığında görülen bir başka sorun da, tabii olan bazı hadiselerin, bir şekilde harikulade hale getirilerek sunulmasıdır. Bunun en güzel örneklerinden birisi, Hz. Peygamber’in sünnetli mi doğduğu, yoksa sonradan mı sünnet ettirildiği meselesidir.
Bazı rivayetler, O’nun sünnetli ve göbeği kesik olarak doğduğunu haber verirken, bazı rivayete göre ise, dedesi Abdulmuttalip O’nu doğumunun yedinci günü bir ziyafet vererek sünnet ettirmiştir. Üçüncü bir rivayet ise, sütannesi Halîme’nin yanındayken kalbini yarmaya gelen melekler tarafından hatta bir rivayete göre Cibril tarafından sünnet edilmiştir.
d. Efsaneleştirme
Siret günlerinde yaşanan bazı normal hadiselerin, zaman içerisinde olağanüstü hallere dönüştürüldüğü hatta efsaneleştirerek anlatıldığı da görülmektedir. Mesela Gavres adlı bir bedevi ile Hz. Peygamber arasında yaşanan olay bunun için güzel bir örnektir. Adı Du’sûr olarak da geçen bu şahsın kılıcı nasıl bıraktığı kaynaklarda farklı anlatılmaktadır. Hadis kaynaklarındaki rivayetlerde olay ya tabii şekilde yahut oradaki sahabilerin adamı açıkça tehdit ettikleri ve adamın bundan dolayı kılıcını bıraktığı anlatılmakta; tarih kaynaklarında ise kılıcı Cebrâil’in gelip adamın göğsüne vurmasıyla düşürdüğü anlatılmakta ve olay efsaneleştirilmektedir.
e. Mübalağalı Anlatım
Bu konuda bir ara vahyin kesilmesi üzerine çok üzülen Hz. Peygamber’in kederinden dağların zirvelerine çıkıp intihar teşebbüsünde bulunduğuna dair rivayetler iyi bir örnektir.
f. Mecazi ifadeleri hakikatleştirme
Arabın en fasihi olan Allah Rasulü’nün, konuşmalarında elbette mecaz, kinaye, teşbih, istiare, telmih vb. çeşitli edebi sanatları kullandığı herkesçe malumdur. İlerleyen asırlarda hadislerde geçen bazı edebi ifadelerin yanlış anlaşıldığı görülebilmektedir. Buna dair en güzel örnek Hz. Peygamber’in hendek kazarken çok fazla acıktığını dile getiren mecazi bir ifadenin çok yaygın olarak “karnına taş bağlama” şeklinde hakikat gibi anlaşılmasıdır.
g. Lügavi ifadeleri istilahi şekilde anlama
Hadis metinlerindeki bazı kelimelerin, lafzi anlamlarıyla değil de, ıstılahi anlamlarıyla anlaşılması da bazı yanlış anlaşılmalara yol açmış ve bu durum muahhar kaynaklardaki rivayetlere de yansımıştır. Mesela bir rivayette yer alan “fe ûhıye ileyhi” ifadesi “Oradakilerden birisi tarafından Hz. Peygamber’e ‘elini tahılın içine sok diye işaret edildi” şeklinde anlaşılması daha uygun ve makul iken “O’na vahyedildi” şeklinde anlaşılmıştır.
SONUÇ
Siret yazımcılığının en başta gelen sorunlarından birisi kaynak kullanımıdır. Siret yazarlarının, asırlardır tevarüs ettikleri malumatı aynen tekrarlama yerine, bilimsel verilere dayalı metodik bir siret yazımcılığına ağırlık vermeleri gerekmektedir. Bu noktada araştırmacıların her şeyden evvel sağlam bir “kaynak bilinci” kazanmaları gerekmektedir.
Kur’an, siret yazımcılığında en temel kaynak olmalıdır. Siret konularıyla ilgili doğrudan ayetler her ne gerekçeyle olursa olsun göz ardı edilmemeli, atlanmamalıdır.
Her ne kadar Kur’an, Hz. Peygamber’in siretini anlatan bir kitap değilse de, Allah Rasulü ile ilgili yüzlerce ayet, metodik bir şekilde okunduğunda sağlıklı bir siret yazımcılığı için yeterli bir zemin oluşturmaktadır.
Kur’an ayetleri mutlaka nüzul sırasına göre okunmalı ve Kur’an’a dayalı bir Peygamber anlayışı kazanılmalıdır. Elde edilen bu anlayış, çeşitli rivayetleri değerlendirmede adeta bir mihenk taşı (kıstas) olmalıdır.
Çeşitli konuları işlerken, ayet-rivayet uyumuna dikkat edilmeli, farklı bağlamlardaki ayetlerle rivayetler yapay bir şekilde ilişkilendirilerek siret yazımcılığında yanlışlıklara sebep olmamalıdır.
Geleneksel kabuller, yanlı ve yanlış yorumlarla Kur’an ayetlerine söylettirilmemelidir. Bu konuda ayetlerin delaletleri dikkatle anlaşılmalı, çeşitli rivayetler doğrultusunda bağlamından kopartılmadan okunmalıdır. Birçok siret kitabında olduğu üzere, rivayetler, ayetleri gölgede bırakmamalı, ayetler esas olmalı, bu ayetlere uygun rivayetlerle siret zenginleştirilmelidir. 
Siret yazımcılığında, menkul ile ma’kul arasındaki tercihte Kur’an, Sünnet ve Siret bütünlüğü esas alınmalıdır. Olaylara parçacı bir yaklaşımla değil, bütüncül olarak yaklaşılmalıdır.
Geçmişte revaçta olan mübalağalı anlatımlara dikkat edilmeli, makul ve gerçekçi anlatımlar varken, oldukça zayıf rivayetlere dayalı abartılı anlatımlar öncelenmemelidir. Bilhassa normal şartlarda yaşanmış tabii olayların, zaman içerisinde vahiyleştirilmesi, mucizeleştirilmesi, harikuladeleştirilmesi, efsaneleştirilmesi, genişletilmesi-genleştirilmesi gibi mübalağalı anlatımlara dikkat edilmelidir.
İster hadis kitaplarında olsun, isterse tarih kitaplarında olsun her türlü rivayet bugün yeniden tenkit süzgecinden geçirilmelidir. Asırlardır Müslümanlar arasında çok yaygın olan çeşitli rivayetler metodik bir biçimde sorgulanmalıdır. Bir rivayetin çok yaygın olmasının, onun sahih veya gerçek olduğunu göstermeyeceği gerçeği unutulmamalıdır.
PROF. DR.H. MUSA BAĞCI WEB SİTESİ
 
Facebook beğen
 
Reklam
 
ANLAMLI SÖZLER
 
BUGÜNKÜ HANEFİ FAKİHLERİ, TIPKI İMAM EBU HANİFE TAKLİTÇİLERİNİN MUŞAHHAS OLAYLAR ÜZERİNE VERİLEN HÜKÜMLERİ EBEDİLEŞTİRDİKLERİ GİBİ, KENDİ MEZHEBİNİN RUHUNA AYKIRI OLARAK İMAM EBU HANİFE'NİN YORUMLARINI EBEDİLEŞTİRMİŞLERDİR. BU İTİBARLA, İÇTİHAT KAPISININ KAPANMIŞ OLMASI, KISMEN FIKIH KAVRAMININ BİLLURLAŞMIŞ OLMASINDAN, KISMEN DE EMEVİLERİN ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE BÜYÜK DÜŞÜNÜRLERİ PUTLAR HALİNE GETİREN ZİHNİ TEMBELLİK YÜZÜNDEN MEYDANA GELEN EFSANEDİR. EĞER DAHA SONRAKİ ALİMLER BU EFSANEYİ SAVUNMUŞLARSA BUGÜNÜN İSLAM DÜŞÜNCESİ, BU GÖNÜLLÜ TESLİMİYETE BOYUN EĞMEK ZORUNDA DEĞİLDİR. (M. İKBAL, İSLAMDA DİNİ DÜŞÜNCE, S. 238)

"ŞU HSUSUSU GERÇEKLEŞTİRMEK VE İNSANLARI ONA ÇAĞIRMAK İÇİN BÜTÜN GÜCÜMLE ÇALIŞTIM. BUNLARDAN BİRİSİ, DÜŞÜNCEYİ TAKLİT ZİNCİRİNDEN KURTARMAK; DİNİ, TEFRİKAYA DÜŞMEDEN, İLK MÜSLÜMANLARIN ANLADIKLARI ŞEKİLDE ANLAMAK VE ONU AKLIN AŞIRILIKLARINDAN KORUMAKTIR. (ABDUH, TEVHİD, S. 49)
ANLAMLI SÖZLER
 
ŞİMDİ İNSAF EDELİM, BU RUH HALİ İLE BİZİM İÇİN TERAKKİ İMKANI VAR MIDIR? BİZ BU CEHALET VE TAKLİT KÖTÜLÜĞÜYLE ŞİMDİKİ MEDENİYETİN ŞİDDETLİ CEREYANLARINA KARŞI DİNİMİZİ, MİLLETİMİZİ NASIL MUHAFAZA EDEBİLİRİZ? MİLLET BU BATIL AN'ANELERDEN KURTARILMADIKÇA, İSLAM'IN ASLİ HAKİKATLERİ BÜTÜN SAFİYETİYLE AÇIĞA ÇIKARILMADIKÇA BEN BUNUN İMKANINI GÖREMİYORUM. TERAKKİNİN ESASI CEHALETTEN İLME, TAKLİTTEN TAHKİKE GEÇMEKTİR. CEHALETLE VE TAKLİTLE HİÇ BİR ZAMAN TERAKKİ EDEMEYECEĞİMİZ GİBİ, DİNİMİZİ DE MİLLETİMİZİ DE MUHAFAZA EDEMEYİZ. GENÇLERİMİZ DİNSİZ OLUYOR DİYE BUGÜN ŞİKAYET EDİYORUZ. ELBETTE OLURLAR. BİZİM ŞİKAYETE HAKKIMIZ YOKTUR. BÜGÜNKÜ MEDENİYETİN İLİM VE FENLERİNDEN AZ ÇOK NASİBİNİ ALMIŞ DİMAĞLAR, ARTIK HURAFE DİNLEYEMEZ. ONLARI İSLAMI'N KATİ HAKİKATLERİYLE AYDINLATMAK GEREKİR. (SEYYİD BEY, İSMAİL KARA'NIN TÜRKİYE'DE İSLAMCILIK DÜŞÜNCESİ KİTABINDAN S. I/225.)
Peygamber (s.av)'e Bakışımız
 
"İslam Peygamberini eski dünya ile modern dünyanın ortasında durmuş görmekteyiz. Hz.Peygamber (s.a.v) bildirmiş olduğu vahyin kaynağı bakımından eski dünyaya, fakat bildirmiş olduğu vahyin ruhu bakımından modern dünyaya bağlıdır. Onun gelişi ile hayat aldığı yeni istikamete uygun yeni kaynaklar keşfetmiştir."
Allame Muhammed İkbal

Hz.Peygamber'in bir insan, beşer peygamber olduğunu söylerken, onun sıradan ve standart bir insan olduğu anlaşılmamalıdır. Aksine o, yüksek karakteri ve sahip olduğu yüce ahlaki yapısıyla hem peygamberlik öncesi hem de sonraki yaşantısıyla "farklı" olduğu dikkatlerden kaçmamıştır. Onun farklılığı "tür farklılığı" değil, "nitelik ve kalite farklılığı"dır. Kur'an'ın açık ve kesin ifadelerine rağmen onu insanüstü göstermek, onu bir melek veya yarı-ilah seviyesine çıkaracak ifadeler kullanmak ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
GÜZEL SÖZLER
 
"KANAATİMCE EVRENİN ÖNCEDEN DÜŞÜNÜLEREK YAPILMIŞ BİR PLANIN ZAMANLA BİLGİLİ BİR ŞEKİLDE İŞLEYİŞİ OLDUĞU YOLUNDAKİ GÖRÜŞTEN KUR'AN-I KERİM'İN GÖRÜŞÜNE DAHA YABANCI BİR ŞEY OLAMAZ" (MUHAMMED İKBAL )
.Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. Bir adamın "benden başka herkes aldanıyor" demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?
Daniel de Foe (Cemil Meriç, Bu Ülke adlı kitabından)

Kur'an'a göre seçilmiş halk ve ırk yoktur. Tek üstünlük ölçüsü, Allah'ın dinine bağlılıktır. İslam, insanları tek dil, kültür ve coğrafyada değil, tevhid inancı etrafında birleştirir ve ümmet fikrini telkin eder. İslam, Hıristiyanlığın mutlak ferdiyetçiliğini ve yahudiliğin ırkçılığını reddeder. Kur'an'a göre değer ölçüsü Allah'ın rızasına uygun güzel faaliyet ve davranışlarıdır (amel-i salih). Her etnik grubun insani ve yasal hakları korunmak suretiyle İslam kardeşliği ve eşitliği ilkesi temel olmalıdır. İslam kardeşliği ve eşitliği prensibine aykırı düşen ve ırkçılığı telkin eden rivayetlere ihtiyatla ve mesafeli yaklaşmak gerekir.

Ünlü bilgin Cahız der ki: Geçmişe körü körüne teslim olmak, taassuba, heva ve heves sahibi olmaya yöneltir. Atalara uymak, insanların aklını esir alır. insanları körleştirir, sağırlaştırır. Bu yüzden dini, nazar ve araştırma yolu ile öğrenmek gerekmektedir.

Tevekkül, toplumda yaygın anlayışa göre kişinin görev ve sorumluluğunu Allah'a fatura ederek tembellik, miskinlik ve uyuşukluk yapması değil, bilakis Kur'an'a göre insanın herhangi bir konuda kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdikten sonra akabinde ortaya çıkabilecek engellerin bertaraf edilmesi için Allah'a güvenmek ve dayanmaktır. (11, Hud, 123; 14, İbrahim 12 vd.)

Dinde zorlama yoktur. İnsana düşen öğüt, nasihat ve tebliğdir. Zorlama ve baskı ile gerçekleşen imana iman denilemez. İçselleştirilmiş, içten, sahici ve samimi iman gerçek imandır. Hz.Peygamber ve onun değerli ashabı bu sahici ve samimi iman sayesinde insanlık tarihindeki büyük değişim ve dönüşümü gerçekleştirmiştir.

Dua,insanın Allah ile iletişimidir. Kur'an, Allah'a yapılan duaların kişinin işlediği salih ameller tarafından Allah katına yükseltileceğini bildirir. (35, Fatır, 10) Duanın kabulü için amel-i salih esastır. Hz.Peygamber duasının kabul olması için dua etmeden önce sadaka vermeyi prensip edinmiştir. Türbelerden, evliya gibi zatlardan, diğer kişi ve gruplardan kendileri aracı yapılarak istekte bulunmak insanı şirke götürebilecek yaklaşımlardır. İnsanı Allah'a yaklaştıran sadece güzel faaliyet ve davranışlardır (amel-i salih).(maide 35; İsra 57).

İslam, sadece uygulanması gereken ilkelerden ibaret olmayıp, aynı zamanda nezaket, incelik, kibarlık ve centilmenliktir. (31, Lokman, 19; 49, Hucurat, 2-4).

Allah'ın varlığını ve her şeyin yaratıcısı olduğunu kabullenmek tevhidin en yüzeysel anlamıdır. Zira bu anlamda putların kendilerini Allah'a ulaştıracağını söyleyen ve Allah'ın varlığına inanan müşriklerin asgari anlamda tevhidi kabul ettikleri söylenebilir. Oysa ki İslam'ın gerçek anlamda tevhidden kastı, Allah'ın varlığını ve birliği ve her şeyin yaratıcısı olduğunu kabulle birlikte Allah'ı değer koyucu bir otorite olarak kabul edilmesi, yani onun peygamberler aracılığıyla gönderdiği mesajlara boyun eğilmesidir. İşte bir müşrik ile müslüman arasındaki temel fark budur.

Ahiret tövbe yeri değil, hesap verme yeridir. Tövbe fırsatı insana bir defa sadece dünya hayatında verilmiştir. Bu yüzden İslam karma, tenasuh veya yeniden dünyaya farklı varlıklar şeklinde gelme gibi anlayışları tasvip etmez, reddeder.
 
Bugüne kadar 179480 ziyaretçi (345877 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
webmaster: H.Musa BAĞCI