PROF.DR.H.MUSA BAĞCI WEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ
   
 
  Sünnetin Eğitim ve Öğretimi

 

Hz.Peygamber’in Sünnetinin Eğitim ve Öğretimi
                                                                                                   
                                                                                    Doç.Dr. H. Musa BAĞCI
 
Teorik yapıdaki Hz.Peygamber’in sünnetini pratiğe aktarmanın en önemli yolu eğitimdir. Hz.Peygamber’in sünneti eğitim ve öğretim sayesinde topluma kazandırılabilir. Hadis ve sünnetin eğitimi bugün gerek İlahiyat fakültelerinde gerekse İmam-Hatip Liselerinde ve az da olsa lise ve ilköğretim okullarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu eğitim kurumları idari yapısı ve fiziki şartları itibariyle “modern” olarak değerlendirilse bile verdikleri eğitim büyük oranda klasiktir. Nitekim Hadis/sünnet eğitimi günümüz İslam dünyasında genelde klasik hadis usulü bilgilerinin ve bir takım hadislerin öğretilmesinden ibarettir. Hadis usulüyle ilgili verilen bilgilerin pek çoğu öğrenciler açısından günlük hayatta uygulanma imkanı bulunmayan bilgilerdir. Ayrıca verilen hadis /sünnet eğitimi, hadislerin rivayetiyle ilgili ağırlıklı olarak verirken, dirayet, yani anlama ve yorumlama ve onlardan hayatta esas alınacak ilkeler çıkarma hususuna çak az ağırlık verilmektedir. Özellikle geçmiş bilgilerin aynen ezberletilmesi sebebiyle öğrenciler tenkid zihniyetinden uzak olarak yetiştirilmekte, nakilci ve ezberci bir kafa yapısına sahip kılınmaktadır.  
Hadis metinlerin öğretilmesinde de bir takım problemler göze çarpmaktadır. Öğrenciye öğretilmesi amaçlanan hadisler şart ve ihtiyaçlara göre seçilmemekte, genel de bireyi ilgilendiren konular, o da gelişi güzel belirlenmektedir. Bireyi ilgilendiren rivayetler önemli ve gerekli olmakla birlikte hadislerle toplumsal konular ve evrensel ve global problemler arasında ilgi kurulmasına hiç gayret edilmemektedir.
Hadislerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında lafızcı /literal anlayış hakim durumdadır. Bu alanda görülen tıkanmanın ve problemin başlıca sebebi, bugüne kadar uygulanmış ve hâlâ da yaygın bir biçimde uygulanmakta olan klasik yöntemlerin şekilci-lafızcı ve parçacı karakteridir. Bu yöntemlerin şekilci-lafızcı karakteri, sünneti âdetâ aynen taklid edilmesi gereken bir davranışlar manzumesi haline sokmuş, sonuçta bugün İslâm dünyasında hakim olan şekilci bir sünnet anlayışı ortaya çıkarmıştır. Bu yöntemlerin parçacı karakteri ise İslâm düşüncesindeki çeşitli ihtilafların, fırka ve mezheplerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de her fırka, her görüş birbirine tamamen zıt bile olsa, kendisini destekleyecek bir hadis bulabilmektedir. Bunun da sebebi, hadislerin tek tek ele alınması, bir konudaki bütün hadislerin bir bütünlük içerisinde değerlendirilmemesidir. Parçacı yaklaşım bununla da kalmamış, Kur’an ile sünnet/hadis bütünlüğünü de sağlamayı genelde ihmal etmiştir.
            Bunlara ilaveten sünnetin oluştuğu toplumsal şartların göz ardı edilmesi, hadislerin sebeb-i vurudu (hadislerin söylenme sebebi) ile siyak-sibakının (hadislerin bağlamının) gözden uzak tutulması da, sünnetin sağlıklı bir şekilde anlaşılmasını engelleyen kusurlar arasında yer almaktadır.[1]
Sünnetin eğitimi ve öğretimi ile ilgili problemlere dikkat çektikten sonra bize yol göstermesi açısından Hz.Peygamber’in eğitim ve öğretim metoduyla ilgili bazı noktaları maddeler halinde açıklamakta fayda mülahaza ediyoruz.
Başlangıçta Hz.Peygamber öğretim için bir zaman ayırmış değildir. O, hem ev halkının hem de diğer Müslümanların önderi ve öğretmeni idi. Evde sokakta, mescidde öğrenme ihtiyacı duyan herkes onu durduruyor, soruyor ve öğreniyordu. Şimdi onun öğretim metodlarını görelim.
            a) Olaylara Göre Konuşması
            Hz.Peygamber hadislerini genellikle bir olay üzerine söylemiş, böylece sözlerinin daha çabuk anlaşılmasını ve benzer olayların tekrarında daha kolay hatırlanmasını sağlamıştır. Mesela bir adam Rasullah’a gelerek mahalle imamının namazı uzun kıldırdığından, bu sebeple kendisinin sabah namazına gidemez olduğundan şikayet etmiş, bunun üzerine Hz.Peygamber camaate dönerek şöyle buyurmuştur: “Ey cemaat! Hakikaten içinizde nefret ettirenler var. Bundan böyle hanginiz cemaate imam olursa namazı hafif kıldırsın. Çünkü arkasında yaşlı ve zayıflarla, ihtiyaç sahipleri de vardır.”[2]
            b) Soru Sorarak Konuya Dikkat Çekmek
            Hz.Peygamber Müslümanların dikatlerini toplamak ve ilgilerini artırmak için onlara sorular yöneltirdi. Bu soruları rastgele değil, muhatabı uyaran, onların zihinlerini öğrenmeye hazırlayan bir üslubta sorardı. Bir defasında Hz.Peygamber etrafındakilere “Size oruçtan, namazdan ve sadakadan daha üstün bir ibadetin ne olduğunu söyleyeyim mi? diye sordu. Onlar: “Evet yâ Rasulallah, söyle!” dediler. Bunun üzerine Rasulullah: “Araları bozulmuş iki kişiyi barıştırmaktır,” buyurdu.[3]
            c) Sorulara Cevap Vermesi
            Müslümanlar öğrenmek istedikleri hususları Hz.Peygamber’e sorarlar, Rasulullah da bu sorulara cevap vermek suretiyle sözlerinin daha hatırda kalmasını sağlardı. Mesela Sufyan b. Abdillah: “Ya Rasulallah! İslâm hakkında bana öyle bir şey söyle ki onu senden başka birine bir daha sorma ihtiyacı duymayayım!” dedi. Bunun üzerine Hz.Peygamber: “Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol!” buyurdu.[4]        
d) Tane Tane Konuşması
            Hz.Peygamber sözlerinin iyice anlaşılabilmesi ve kolay öğrenilmesi için yavaş yavaş ve tane tane konuşurdu. Hz.Aişe: “Hz.Peygamber öyle açık konuşurdu ki birisi onun söylediği kelimeleri saymak istese sayabilirdi,”[5] demiştir.
            e) Sözlerini Tekrar Etmesi
            Hz.Peygamber’in öğretim metodlarından birisi de söylediği sözleri bir dafa daha tekrar etmesidir. Nitekim Enes b. Malik: “Hz.Peygamber bir söz söylediği zaman iyice anlasınlar diye üç kere tekrar ederdi,”[6] demektedir. Hz.Peygamber büyük günahların en büyüğünü bildirirken, “Bir de yalan yere şahitlik etmektir” sözünü o kadar çok tekrar etmiştir ki sahabiler “keşke sussa” demek zorunda kalmışlardır.[7]
            f) Fırsatları Değerlendirmesi
            Hz.Peygameber öğretiminde fırsatları çok iyi değerlendirirdi ve ortamı müsait bulduğu an hemen öğretmek istediği şeyleri söylerdi. Bir gün Hz.Peygamber bir kabristandan geçerken mezarlardan birinin başında ağlayan bir kadın görmüş, bunu fırsat bilerek ona Allah’tan korkmasını ve sabretmesini telkin etmiştir.[8]
            g) Bıktırmamaya Dikkat Etmesi
            Eğitimde dikkat edilmesi gereken bir başka ilke de muhatabı usandırmamaktır. Hz.Peygamber de bu ilkeye uymuş ve her göredüğü insana her an tavsiyelerde bulunmak yerine Müslümanlara haftanın belirli günlerinde bilgi vermeyi tercih etmiştir. Bunu İbn Mes’ud’un rivayetinden anlamaktayız.[9]
            h) İhtiyaç Duyulduğu Kadar Bilgi Vermesi
            Hz.Peygamber muhatabına ihtiyaç duyduğu kadar bilgi vermiş, onun o anda ihtiyaç duymadığı bilgileri bir başka zamana ve ortama bırakmak istemiştir. Abdullah b. Mes’ud bir gün Hz.Peygamber’e : “Allah’ı en çok hoşnut eden amel hangisidir? diye sormuştu. Hz.Peygamber : “Vaktinde kılınan namaz” diye cevap verdi.
–Sonra hangisi?
– Anaya babaya iyilik etmek.
–sonra hangisi? 
-Allah yolunda savaşmak.
İbn Mes’ud şöyle demiştir: Şayet sormaya devam etseydim çok şey söyleyecekti.”[10]
            ı) Kısa ve Öz Konuşması
            Hz.Peygamber’in sözleri, genelde az söz ile çok anlamlar ifade eden cevâmi’ul-kelîm cinsindendir. Bu sebeple öğrenilmesi, ezberlenmesi, ve hatırda tutulması kolaydır.
المسلم من سلم المسلمون من لسانه و يده.[11]
من لا يرحم لا يرحم.[12]
            i) Öğretimde Kolaylık Göstermesi
            Bir defasında Necid halkından bir adam Rasululah’ın huzuruna geldi ve ona İslâm’ın ne olduğunu sordu. Hz.Peygamber:
            -Bir gün bir gecede beş vakit namazı kılmaktır, dedi.
            - Bu namazlardan başka yapmam gereken bir şey var mı?
            - Hayır, nafile kılmak istersen o başka. Bir de Ramazan orucu var.
            - Üzerimde bundan başkası da olacak mı?
            -Hayır, ama istersen nafile oruç tutabilirsin. Yine bir de zekat var.
            - Yapmam gereken başka bir şey var mı?
            -Hayır, nafile olarak sadak vermek istersen verirsin.
Bunun üzerine Necidli adam kalkıp giderken “Vallahi bundan ne fazla ne eksik bir şey yaparım,” dedi. Hz.Peygamber: “Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu,” buyurdu.[13]
Görüldüğü gibi Hz.Peygamber İslâm’ı yeni öğrenen kimseye son derece kolaylık göstermiş, dinin bütün prensiplerini sayıp dökerek onu ürkütmekten kaçınmıştır. O, “Siz kolaylaştırcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırcılar olarak gönderilmediniz,”[14] ;     Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin,”[15] diye tavsiye de bulunmuştur.[16]
Maddeler halinde sıraladığımız bu prensipler bugün çağdaş eğitim anlayışında da geçerlidir ve eğitim kurumlarımızda pek çoğu öğretim yöntemleri adı altında uygulanmaktadır. Bunlar bizim bugün oluşturacağımız Çağdaş eğitim ve öğretim yöntemlerinin de temel referans kaynakları olarak kabul edilebilir. Zaten sünnetin yol göstericiliği de genel ilkeler ve prensipler vaz’ ederek hidayet rehberi olma özelliğini taşımasıdır. Netice itibariyle İslam dünyasında hadis ve sünnetin eğitim ve öğretimiyle ilgili yaşanan olumsuzlukları bertaraf etmek için Hz.Peygamber’in ortaya koyduğu metodu da göz önünde bulundurarak köklü bir değişim ve dönüşümün yanşanması, eksiklik ve hataların giderilerek çağdaş hadis/sünnet eğitiminin oluşturulması kaçınılmaz gözükmektedir.
 

[1] Konuyla ilgili geniş bilgiler için bkz: M.Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, Ankara Okulu yay, Ankara, 2000.
[2] Buhari, İlim, 60, Muslim, Salat, Hn: 182.
[3] Ebu Davud, Edep, 50.
[4] Muslim, İman, Hn: 62, et-Tirmizî, Zuhd, 60.
[5] Buhari, Menakıb, 23; Muslim Zuhd, Hn: 71.
[6] Buhari, İlim, 30; Ebu Davud İlim, 6; et-Tirmizî, İsti’zan, 28.
[7] Buhari, Şehadat, 10 ; Muslim, İman, Hn: 143.
[8] Buhari, Cenaiz, 7, 32; Muslm, Cenaiz, Hn: 15.
[9] Buhari İlim, 11, 12 ; Muslim, Munafikûn, Hn: 82.
[10] Buhari, Mevâkıt, 5; Edep, 1.
[11] Buhari, İman, 5; Muslim, İman, Hn: 64.
[12] Buhari, Edep, 18, 27; Muslim, Fadail, HN: 65.
[13] Buhari, İman, 34 ; Muslim, İman, Hn: 8,9.
[14] Buhari, Edep, 80; Ebu Davud, Taharet, 136.
[15] Buhari , ilim, 11; Edep, 80; Muslim, Cihad, Hn: 4.
[16] M.Ali Sönmez, Selaman Başaran, Hadis Usulü ve Tarihi, s. 16-21.
PROF. DR.H. MUSA BAĞCI WEB SİTESİ
 
Facebook beğen
 
Reklam
 
ANLAMLI SÖZLER
 
BUGÜNKÜ HANEFİ FAKİHLERİ, TIPKI İMAM EBU HANİFE TAKLİTÇİLERİNİN MUŞAHHAS OLAYLAR ÜZERİNE VERİLEN HÜKÜMLERİ EBEDİLEŞTİRDİKLERİ GİBİ, KENDİ MEZHEBİNİN RUHUNA AYKIRI OLARAK İMAM EBU HANİFE'NİN YORUMLARINI EBEDİLEŞTİRMİŞLERDİR. BU İTİBARLA, İÇTİHAT KAPISININ KAPANMIŞ OLMASI, KISMEN FIKIH KAVRAMININ BİLLURLAŞMIŞ OLMASINDAN, KISMEN DE EMEVİLERİN ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE BÜYÜK DÜŞÜNÜRLERİ PUTLAR HALİNE GETİREN ZİHNİ TEMBELLİK YÜZÜNDEN MEYDANA GELEN EFSANEDİR. EĞER DAHA SONRAKİ ALİMLER BU EFSANEYİ SAVUNMUŞLARSA BUGÜNÜN İSLAM DÜŞÜNCESİ, BU GÖNÜLLÜ TESLİMİYETE BOYUN EĞMEK ZORUNDA DEĞİLDİR. (M. İKBAL, İSLAMDA DİNİ DÜŞÜNCE, S. 238)

"ŞU HSUSUSU GERÇEKLEŞTİRMEK VE İNSANLARI ONA ÇAĞIRMAK İÇİN BÜTÜN GÜCÜMLE ÇALIŞTIM. BUNLARDAN BİRİSİ, DÜŞÜNCEYİ TAKLİT ZİNCİRİNDEN KURTARMAK; DİNİ, TEFRİKAYA DÜŞMEDEN, İLK MÜSLÜMANLARIN ANLADIKLARI ŞEKİLDE ANLAMAK VE ONU AKLIN AŞIRILIKLARINDAN KORUMAKTIR. (ABDUH, TEVHİD, S. 49)
ANLAMLI SÖZLER
 
ŞİMDİ İNSAF EDELİM, BU RUH HALİ İLE BİZİM İÇİN TERAKKİ İMKANI VAR MIDIR? BİZ BU CEHALET VE TAKLİT KÖTÜLÜĞÜYLE ŞİMDİKİ MEDENİYETİN ŞİDDETLİ CEREYANLARINA KARŞI DİNİMİZİ, MİLLETİMİZİ NASIL MUHAFAZA EDEBİLİRİZ? MİLLET BU BATIL AN'ANELERDEN KURTARILMADIKÇA, İSLAM'IN ASLİ HAKİKATLERİ BÜTÜN SAFİYETİYLE AÇIĞA ÇIKARILMADIKÇA BEN BUNUN İMKANINI GÖREMİYORUM. TERAKKİNİN ESASI CEHALETTEN İLME, TAKLİTTEN TAHKİKE GEÇMEKTİR. CEHALETLE VE TAKLİTLE HİÇ BİR ZAMAN TERAKKİ EDEMEYECEĞİMİZ GİBİ, DİNİMİZİ DE MİLLETİMİZİ DE MUHAFAZA EDEMEYİZ. GENÇLERİMİZ DİNSİZ OLUYOR DİYE BUGÜN ŞİKAYET EDİYORUZ. ELBETTE OLURLAR. BİZİM ŞİKAYETE HAKKIMIZ YOKTUR. BÜGÜNKÜ MEDENİYETİN İLİM VE FENLERİNDEN AZ ÇOK NASİBİNİ ALMIŞ DİMAĞLAR, ARTIK HURAFE DİNLEYEMEZ. ONLARI İSLAMI'N KATİ HAKİKATLERİYLE AYDINLATMAK GEREKİR. (SEYYİD BEY, İSMAİL KARA'NIN TÜRKİYE'DE İSLAMCILIK DÜŞÜNCESİ KİTABINDAN S. I/225.)
Peygamber (s.av)'e Bakışımız
 
"İslam Peygamberini eski dünya ile modern dünyanın ortasında durmuş görmekteyiz. Hz.Peygamber (s.a.v) bildirmiş olduğu vahyin kaynağı bakımından eski dünyaya, fakat bildirmiş olduğu vahyin ruhu bakımından modern dünyaya bağlıdır. Onun gelişi ile hayat aldığı yeni istikamete uygun yeni kaynaklar keşfetmiştir."
Allame Muhammed İkbal

Hz.Peygamber'in bir insan, beşer peygamber olduğunu söylerken, onun sıradan ve standart bir insan olduğu anlaşılmamalıdır. Aksine o, yüksek karakteri ve sahip olduğu yüce ahlaki yapısıyla hem peygamberlik öncesi hem de sonraki yaşantısıyla "farklı" olduğu dikkatlerden kaçmamıştır. Onun farklılığı "tür farklılığı" değil, "nitelik ve kalite farklılığı"dır. Kur'an'ın açık ve kesin ifadelerine rağmen onu insanüstü göstermek, onu bir melek veya yarı-ilah seviyesine çıkaracak ifadeler kullanmak ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
GÜZEL SÖZLER
 
"KANAATİMCE EVRENİN ÖNCEDEN DÜŞÜNÜLEREK YAPILMIŞ BİR PLANIN ZAMANLA BİLGİLİ BİR ŞEKİLDE İŞLEYİŞİ OLDUĞU YOLUNDAKİ GÖRÜŞTEN KUR'AN-I KERİM'İN GÖRÜŞÜNE DAHA YABANCI BİR ŞEY OLAMAZ" (MUHAMMED İKBAL )
.Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. Bir adamın "benden başka herkes aldanıyor" demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?
Daniel de Foe (Cemil Meriç, Bu Ülke adlı kitabından)

Kur'an'a göre seçilmiş halk ve ırk yoktur. Tek üstünlük ölçüsü, Allah'ın dinine bağlılıktır. İslam, insanları tek dil, kültür ve coğrafyada değil, tevhid inancı etrafında birleştirir ve ümmet fikrini telkin eder. İslam, Hıristiyanlığın mutlak ferdiyetçiliğini ve yahudiliğin ırkçılığını reddeder. Kur'an'a göre değer ölçüsü Allah'ın rızasına uygun güzel faaliyet ve davranışlarıdır (amel-i salih). Her etnik grubun insani ve yasal hakları korunmak suretiyle İslam kardeşliği ve eşitliği ilkesi temel olmalıdır. İslam kardeşliği ve eşitliği prensibine aykırı düşen ve ırkçılığı telkin eden rivayetlere ihtiyatla ve mesafeli yaklaşmak gerekir.

Ünlü bilgin Cahız der ki: Geçmişe körü körüne teslim olmak, taassuba, heva ve heves sahibi olmaya yöneltir. Atalara uymak, insanların aklını esir alır. insanları körleştirir, sağırlaştırır. Bu yüzden dini, nazar ve araştırma yolu ile öğrenmek gerekmektedir.

Tevekkül, toplumda yaygın anlayışa göre kişinin görev ve sorumluluğunu Allah'a fatura ederek tembellik, miskinlik ve uyuşukluk yapması değil, bilakis Kur'an'a göre insanın herhangi bir konuda kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdikten sonra akabinde ortaya çıkabilecek engellerin bertaraf edilmesi için Allah'a güvenmek ve dayanmaktır. (11, Hud, 123; 14, İbrahim 12 vd.)

Dinde zorlama yoktur. İnsana düşen öğüt, nasihat ve tebliğdir. Zorlama ve baskı ile gerçekleşen imana iman denilemez. İçselleştirilmiş, içten, sahici ve samimi iman gerçek imandır. Hz.Peygamber ve onun değerli ashabı bu sahici ve samimi iman sayesinde insanlık tarihindeki büyük değişim ve dönüşümü gerçekleştirmiştir.

Dua,insanın Allah ile iletişimidir. Kur'an, Allah'a yapılan duaların kişinin işlediği salih ameller tarafından Allah katına yükseltileceğini bildirir. (35, Fatır, 10) Duanın kabulü için amel-i salih esastır. Hz.Peygamber duasının kabul olması için dua etmeden önce sadaka vermeyi prensip edinmiştir. Türbelerden, evliya gibi zatlardan, diğer kişi ve gruplardan kendileri aracı yapılarak istekte bulunmak insanı şirke götürebilecek yaklaşımlardır. İnsanı Allah'a yaklaştıran sadece güzel faaliyet ve davranışlardır (amel-i salih).(maide 35; İsra 57).

İslam, sadece uygulanması gereken ilkelerden ibaret olmayıp, aynı zamanda nezaket, incelik, kibarlık ve centilmenliktir. (31, Lokman, 19; 49, Hucurat, 2-4).

Allah'ın varlığını ve her şeyin yaratıcısı olduğunu kabullenmek tevhidin en yüzeysel anlamıdır. Zira bu anlamda putların kendilerini Allah'a ulaştıracağını söyleyen ve Allah'ın varlığına inanan müşriklerin asgari anlamda tevhidi kabul ettikleri söylenebilir. Oysa ki İslam'ın gerçek anlamda tevhidden kastı, Allah'ın varlığını ve birliği ve her şeyin yaratıcısı olduğunu kabulle birlikte Allah'ı değer koyucu bir otorite olarak kabul edilmesi, yani onun peygamberler aracılığıyla gönderdiği mesajlara boyun eğilmesidir. İşte bir müşrik ile müslüman arasındaki temel fark budur.

Ahiret tövbe yeri değil, hesap verme yeridir. Tövbe fırsatı insana bir defa sadece dünya hayatında verilmiştir. Bu yüzden İslam karma, tenasuh veya yeniden dünyaya farklı varlıklar şeklinde gelme gibi anlayışları tasvip etmez, reddeder.
 
Bugüne kadar 181950 ziyaretçi (350036 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
webmaster: H.Musa BAĞCI